![]()
La Croix gazetesinde yayımlanan röportaj
Çevirmen: Pınar Ercan
İkinci yüzyılda ortaya çıkan bu bilgi doktrini, insanın kurtuluşunu sadece inisiyelere vahiy yoluyla iletilen ilahi şeylerin üstün bilgisine ve kötülüğün güçlerine tabi olan maddenin reddine dayandırıyordu.
Gnosis’in tarihi nedir?
Bu bilgi doktrini MS 2. yüzyılda ortaya çıkmış ve Roma İmparatorluğu’nun büyük entelektüel merkezlerinde – Anadolu, Roma ve hepsinden önemlisi Mısır’da – kök salmıştır. Nag Hammadi’de (Yukarı Mısır) 1945 yılında, 4. yüzyılda Yunanca’dan Kıpti diline çevrilmiş 53 yazı içeren papirüs üzerine yazılmış bir Gnostik kütüphane keşfedilmiştir. Yunanca olarak 2. ve 3. yüzyıllarda yazılmış olan orijinal metinler korunmamıştır. Nag Hammadi’nin keşfine kadar, Gnostiklerin edebi üretimi sadece onlara sapkın olarak şiddetle karşı çıkan Kilise Babaları tarafından aktarılan alıntılarla biliniyordu.
Dinler tarihçisi Madeleine Scopello, “Gnosis, Hristiyanlıkla iç içe geçmiş, ancak Hristiyan kökenli olması gerekmeyen bir düşünce biçimidir ” diyor ve Yahudi ve Yunan düşüncesinden de etkilenen, kendi aralarında yapılandırılmamış birçok Gnostik akım olduğuna işaret ediyor. Uzman, “Gnostikler son derece kültürlü düşünürler ve Kutsal Kitap’ın iyi tefsircileriydiler ” diye ekliyor.
Gnostiklere karşı şiddetli bir zulüm uygulandığına dair tarihsel bir kanıt bulunmamakla birlikte, İmparatorluk Hristiyan olduktan sonra yazılarının yok edildiğini biliyoruz. Rhone vadisine kadar yerleşen gnostiklerin son izleri MS 5. yüzyıla kadar uzanmaktadır. Ancak bu doktrin Ortaçağ’a kadar Maniheizm, Mandeizm ve Kabala gibi diğer düşünce akımları aracılığıyla varlığını sürdürmüştür.
Gnostikler neye inanıyorlardı?
Bilgi kavramını merkeze alan gnosis, insanın kurtuluşunu, yalnızca inisiyelere vahiy yoluyla iletilen ilahi şeylerin üstün bilgisine ve kötülüğün güçlerine tabi olan maddenin reddine dayandırır.
“Gnosis güçlü bir anti-kozmizm ile tanımlanır,” diye devam ediyor Madeleine Scopello. Dünya bir leke, kötü bir yaratıcı tarafından yaratılmış ve beden tarafından yönetilen bir hapishane olarak görülür. Bu hapishanede ruh boğulur ve ilahi kökenlerini unutur. Gnostikler kötülük sorununa bir yanıt bulma çabasıyla kötü bir yaratıcının varlığını öne sürmüşlerdir”. Gnostikler için mükemmel bir Tanrı vardır ama bu Tanrı dünyaya tamamen yabancıdır: bedeni değil ruhu yaratmıştır. Yaratıcıya, yani ‘demiurgos’a gelince, o aşağı, kötü, hatta insanın düşmanı olarak görülür.
Maddenin kötü olduğuna hükmettiklerinden, Gnostikler ya da en azından birçoğu, ruhu hapsolduğu yerden kurtarmak için çileci bir yaşamı savunmuşlardır: dünyanın cazibesinden uzak ve içsel meditasyona adanmış yalnız bir yaşam. Örneğin Thomas İncili’nde savunulan budur.
Kilise neden gnosisi sapkınlık olarak görüyordu?
Bu düşünce akımına Kilise Babaları, özellikle de MS 180’de Lyon’lu Irinaios tarafından çok erken bir dönemde karşı çıkılmıştır. Madeleine Scopello, “İkinci yüzyılın çoğunluk Kilisesi için bu kozmizm karşıtlığı ve özünde kötü bir yaratıcı fikri dayanılmaz bulunurdu” diye açıklamaktadır.
Üstelik Gnostiklere göre İsa tamamen ilahi bir varlıktı ve onun insanlığı da bir yanılsamaydı. Bu bakımdan irfan (gnosis), Mesih’in insan doğasının yalnızca bir görünüş olduğunu savunan öğreticiliğe yakındır. Sonuç olarak İsa çarmıhta ne acıya ne de ölüme katlanmak zorunda kaldı. Bu nedenle, insanlığı kurtarması, ölümü ve dirilişi yoluyla değil, insanın kendi ilahi boyutunu yeniden bütünleştirmesine olanak tanıyan gizli öğretilerin aktarımı yoluyla olmuştur.
Neo-gnostikler kimlerdir?
Günümüzde pek çok ezoterik grup, özellikle de bazı Masonlar “terimin en geniş anlamıyla Gnostik bir yaklaşım ” benimsemektedir. Bu düşünce akımının çağdaş kültürde de bir yankı bulduğu görülmektedir. Ancak tarihçi Madeleine Scopello, özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde yayılmakta olan neo-Gnostik akımların antik Gnostisizm ile ” tarihsel bir bağlantısı olmadığını” savunmaktadır.
Katolik Kilisesi ne diyor?
Papa Franciscus 2013 yılında yayımladığı Evangelii gaudium adlı apostolik vaazında Gnostisizmi “yalnızca belirli bir deneyimin veya bir dizi akıl yürütmenin ve bilginin rahatlatıp aydınlatabileceği düşünülen, öznelcilikle sınırlı bir inanç” olarak kınamıştır (§94).
Papa, kutsallık hakkındaki apostolik vaazında, “kutsallığın iki ince düşmanı ” olarak görülen Gnostisizm ve Pelagianizm riskine karşı uyarıda bulunur. Papa’nın şiddetle kınadığı şey, Gnostisizm’in belirsizliğe yer bırakmaması ve “inanıyorum” değil “biliyorum” dedirtecek bir iç aydınlanma aramasıdır.






Yorum Ekle